Empati ile yola çıkmak...

  • 09:01 23 Nisan 2021
  • Jineolojî Tartışmaları
“Kendini arama, kendini gerçekleştirme ihtiyacı duymayan erkek, kadının zayıflıkları ile kendini tanımlamaya başlar ki bu da özgürlüğü arayan erkekler için büyük bir risktir. Bu birlikte yaşamaya değil tahakküm kurmaya merak salan insanın binyıllara varan bir tehlikeye, kendine ve birbirine yabancılaşmaya davetiye çıkaran anlayışıdır.”
 
Nagihan Akarsel
 
Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabında Clarissa P. Estes, “Eğer kadınlar, erkeklerin kendilerini tanımalarını, ama gerçekten tanımalarını istiyorlarsa, onlara derin bilgeliklerinin bir bölümünü öğretmeleri gerekir. Bazı kadınlar yorulduklarını, bu konuda zaten çok fazla şey yaptıklarını söylerler. Naçizane fikrim şudur: demek ki öğrenmeye aldırmayan bir erkeğe ders vermeye çabalıyorlar. Çoğu erkek bilmek ister, öğrenmek ister. Erkekler bu istekliği gösterdiklerinde bir şeyleri ortaya dökme zamanı gelmiştir” demektedir. 
 
Esasta bu belirlemede katıldığımız nokta kadının kendini tanıması ile ulaşacağı derin bilgeliğin erkeğin kendine yol alması için gerekli olduğudur. Kadınların doğayla, yaşamla, toplumla kurduğu ya da kuracağı bağ, erkek için de gerekli bir çıkış olmaktadır. Bu noktada kadınların erkek egemen sistemi yargılamak, ona karşı mücadele etmek kadar bu sistemi ve erkeği değiştirip dönüştürme gücünü göstermesi ve erkeği anlamak için yöntemler geliştirmesi önemlidir. Zira iktidar ve güç tanımlarının ötesinde erkeği tanımaya ve erkeğin doğasını anlamaya çalışan erkekler de var. Kadın ile doğru bir arkadaşlığın kodlarını arayan ve nasıl yaşamalı sorusunun cevabını arayan erkekler de var. Ancak bu erkeklerin arayışı, var olan egemen kültürü değiştirmek için yeterli değildir. Bu arayışın özgürlüğe akması, bir zihniyete ve örgütlü sisteme kavuşması gerekmektedir. Bunun için erkeğin, kadının misyonunu kabul etmesi olmazsa olmazdır. Çünkü kadının rolü belirleyicidir.
 
Kadın ile erkeğin doğru arkadaşlığı
 
Kadın da egemen kültüre karşı yeniyi kendi örgütlü gücüyle yaratma sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Bunu kabul eden erkeğin bu gerçeği erkeğe anlatması, onu ikna etmesi, bu konuda erkek egemen kodlarıyla bağlantılı gelecek bütün suçlamalara karşı donanımlı olması gerekir. Çünkü güç ile kendini tanımlayan, kadını zayıf cins olarak bilen bir hafızanın ürünü olan erkeğin, kadının misyonunu tanıması, erkek ortamlarından dışlanmasına, alay konusu olmasına, dedikodu malzemesi yapılmasına kadar varmaktadır. Özellikle devrim ortamlarında erkek her ne kadar kadının öncülüğünü kabul ettiğini söylese de kafasında idealize ettiği bir kadın vardır. Bu kadın hata yapmayan, sitem etmeyen mükemmel bir kadındır. Ve bir imgeye dönüşmüştür. Bu imgenin gerçeğe yakın her bir haykırışı o kadından daha fazla uzaklaşmasına ve ona karşı saygısını kaybetmeye başlamasına neden olacaktır. Kadın ile doğru bir arkadaşlığı nasıl oluşturabileceğine kafa yormak, kadını tanımak yerine idealize ettiği imgeden beklentisi olan, bu beklentisine cevap alamadığında uzaklaşan hatta tepkiselleşen, hiçleştiren bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır.
 
Erkeğin değişimi devrime hizmet eder
 
Kendini tanıyan, anlamlı bir yaşam arayışı olan bir erkek yerine ya imgeleştiren, ya fazla muhatap olmamaya çalışan ya da bastıran erkek yaklaşımları sıkça çıkmaktadır. “Kadın devriminin erkeği özgürleştirme ile bağlantılı olduğunu”, erkeğin değişiminin bu devrime hizmet edeceğini ve yeni bir kültür yaratacağının farkında olmayan yaklaşımlar ise geriye düşmenin temel nedenlerinden biri olmaktadır. Pozitivist zihniyet yapılanmasının, “ya hep ya hiç”, “ak ya da kara” mantığının bir sonucu olan bu yaklaşıma karşı jineolojî ile bütünlüklü, birbiriyle bağlantılı ve gerçeklere göre bir yaklaşım sergilemek önemlidir. Örgütlü kadın, erkek egemen kültürün değişmesinin temel momentidir. Hem kadın hem erkek açısından bunun farkındalığı özgür yaşamın neden kadın eksenli bir yaşam ile özdeş olduğunu anlamak için gereklidir. Tek tek kadınlar ya da tek tek erkeklerden bahsetmiyoruz. Örgütlü kadın erkeğin değişim ve dönüşümünden sorumludur. Erkek de böylesi bir kadın gücünün öncülüğünde kendi doğası ve özgürlük ile buluşacaktır. Bunun kabulü dahi yıllara varan bir emeğe kayıtlıdır. Örneğin, Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi içinde cins bilinci, cins sevgisi, cins mücadelesi kavramları etrafında yıllara varan bir mücadele yürütülmüştür. Kadının hemcinsi ile buluşması, tüm ataerkil önyargılardan kendini sıyırarak hemcinsini sevmesi ve onunla özgür bir yaşamın kurulabileceğine inanması temel ilkelerden biridir. Erkek egemen kültürde her kadını kendisi için rakip gören, sevmeyen, çekiştiren, didiştiren kadının hemcinsi ile buluşması kadın özgürlüğünün olmazsa olmaz adımlarındandır. İki kadını bir arada gördüğü an onu fesatlıkla, dedikodu ile suçlayan ve teşhir eden ya da cezalandıran egemen kodlara karşı kadının birlikte iradeleşmesi öyle kolay olmamıştır, olmamaktadır. Kadının fiziksel, ruhsal ve düşünsel kopuşu anlamlandırması ve kabullenmesi de zor olmuştur. 
 
Birlikte yaşamanın ölçüsü cins sevgisi
 
Her kadın ortamı aynı zamanda birbirini sevme, sayma ve emek verme ile bu ilk adımın atıldığı mekanlar olmaktadır. Çünkü kadının kadınla birlikte yaşaması tamamen cins bilinci ve emeği ile bağlantılıdır. Hangi ortamda hangi bileşen olursa olsun kadınların birlikte birbirine emek vererek yaşamı oluşturması kadın özgürlüğü mücadelesinin canlılığının bir ifadesidir. Bir araya gelmenin ve birlikte yaşamanın ölçüsü cins sevgisi, cins bilinci ve cins mücadelesi olmaktadır. Böylesi bir bilinç ile bir araya gelen ve örgütlü iradelerini oluşturan kadınlar cins mücadelesi ile de hem geri kadın özellikleriyle hem de geri erkek özellikleriyle mücadele etmişlerdir, etmektedirler. İrade olmanın örgütlü olmak anlamına büründüğü bu mücadelede kadınlar özgürlüğün yolunun birlikte olmaktan geçtiğinin farkına varmışlardır.
 
Erkekler içinde cins bilinci elzemdir
 
Erkekler için de cins bilinci ve sevgisinin gelişmesi elzemdir. Bir araya gelen erkeklerin ya da erkeğin örgütlü iradesinin tahakküm ürettiği genel kabulünü ters yüz etmek erkeğin pragmatist yaklaşımlardan kendini sıyırıp cins sevgisini oluşturması ile bağlantılıdır. Bu konuda çarpıcı bir örnek sıkça anlatılır. Kadın ve erkek mekanlarının ayrıştırıldığı, kopuş teorisinin fiziksel anlamda yürütülmeye başlandığı dönemlerde kadın ve erkek gücünü ziyarete giden bir arkadaş karşılaştığı manzarayı şöyle anlatmaktadır. “Hele bir bakalım, tarihi bir adım daha atıldı. Bunun sonuçları, yansımaları nedir diye arkadaşları ziyaret ettim. Kadınlar kendi mekanlarında son derece kolektif, estetik, moral ile yüklü, kahkahalar ile şenlenmiş bir ortam yaratırken erkeklerin her biri bir ağacın kovuğunda yalnız ve mutsuz bir şekilde oturuyordu” diyerek durumun fotoğrafını sunmaktadır. Erkeğin kendisi için bu adımı bir şansa dönüştürüp hemcinsi şahsında kendini tanımaya ve değiştirmeye yol alması gerekirken tam tersi olmuştur. Erkekler yıllarca bunu kabul etmemiş, değişim dönüşüme ve kadının örgütlü iradesiyle oluşan değerleri kabullenmeye ve sahiplenmeye karşı direnmiştir. Bu direniş dünyayı sarsan en büyük adımların daha geç atılmasına neden olmuştur, olmaktadır.
 
Cinslerin kendilerine ve birbirlerine yabancılaşması
 
Zira kadınların yaşamlarından çıkması ile hemcinsiyle baş başa kalan erkeklerin birbiriyle paylaşacak bir şey bulamamaları, yaşadıkları derin yalnızlık ve mutsuzluk hala analiz edilmeyi beklemektedir. Bu analiz kadınlar tarafından ne kadar yapılsa da erkekler tarafından samimi itiraflar olmadığı müddetçe karşılığını bulması zordur. Cinslerin kendine ve sonra birbirlerine yabancılaşmasının kaynağını çözümlemek bu sorunun doğru yanıtını verecektir. Bir erkek arkadaş, “Ben bir erkek arkadaşa baktığımda derin bir boşluğa bakıyormuşum gibi hissediyorum.” derken bu gerçeği ifşa etmektedir. Yine “Nasılsın?” sorularının havada kaldığını, selamsız, sabahsız saatlerce yan yana durduklarını, yaptıkları işler hakkında konuştukları halde kendilerinden hiçbir şekilde bahsetmediklerini belirtmiştir. “Yıllarca aynı çatı altında yaşadıkları halde birbirlerine sevdiklerinin ismini söylemeyen erkekler tanırım mesela.” diyerek durumun vahametini belirtmiştir… Bir duygu ortaklığı, duygu paylaşımı olarak da tanımlayabileceğimiz empatiyi bilmeyen erkeğin hem erkek ile hem kadın ile kuracağı ilişkinin sağlıklı olacağını belirtmek hayalcilik olur. Bu ilişkide en ufak bir sitem dahi kırılmaya neden olur. Bu anlamda erkeğin değişim dönüşümünde kadının belirleyici bir rolu olmakla beraber bu karşılıklı bir emek ile ancak sonuç alabilir.
 
Kadının rolü erkeğin fark etmesini sağlamaktır
 
Başlangıç itibariyle kadının rolü erkeğin fark etmesini sağlamaktır. Evet, başlangıç için fark etmek önemlidir. Nitekim erkek var olan yabancılaşmanın yapıcısı ve ürünü konumundadır. Hem belirleyen hem etkilenen olması durumu daha da zorlaştırmaktadır. Egemen yapılanmanın belirleyicisi olması mevcut haliyle kadın ve toplum özgürlüğü önünde engel olmasının da nedenidir. Hem erkeğin bu engel konumundan çıkması hem de egemenlik üreten bu kültürden kendini kurtarması her şeyden önce kendini sorgulaması ile bağlantılıdır. Başlamak için farkında olmak; değiştirmek, dönüştürmek için de kendini sorgulamak önemlidir. Kendini sorgulamak derken sadece bireyin yaşamının sınırlarından bahsetmiyoruz. Bir bütün olarak şekillenen egemen kültürü şahsında ele almak ve sorgulamak başlangıç için önemli bir adımdır. Nietzsche, Ahlakın Soy kütüğü Üzerine çalışmasında “Kendimizi bilmiyoruz, biz bilgi sahibi kişiler, bunun da pekala bir nedeni var. Hiç aramadık ki kendimizi” diyerek başlar. Bu belirleme erkeğin kendi gerçeğine yeterince kafa yormaması için de değerlendirilebilir. 
 
Kendini arama, kendini gerçekleştirme ihtiyacı duymayan erkek, kadının zayıflıkları ile kendini tanımlamaya başlar ki bu da özgürlüğü arayan erkekler için büyük bir risktir. Bu birlikte yaşamaya değil tahakküm kurmaya merak salan insanın binyıllara varan bir tehlikeye, kendine ve birbirine yabancılaşmaya davetiye çıkaran anlayışıdır.