‘Barışın sağlandığı bir ortamda gazetecilik yapmak istiyoruz'

  • 09:07 2 Mayıs 2021
  • Güncel
 
Marta Sömek
 
HABER MERKEZİ - Türkiye’de her an baskı, sansür, engelleme, gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kalan gazeteciler, tüm bunlara rağmen kalemlerine daha sıkı sarıldıklarını söyledi. Gazeteciler, savaşın gölgesinde değil, barışın sağlandığı bir ortamda gazetecilik yapmak istediklerini vurguladı. 
 
3 Mayıs, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 1993 yılında aldığı bir karar ile tüm dünyada Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanmasına karar verilen bir tarih. Bugünün kutlanmasındaki amaç ise basının demokrasiyi korumaktaki rolünü vurgulamak, etik gazeteciliği ön plana çıkarmak ve dünyada basının aşırı sansür edildiği ülkelere bir mesaj göndermek. Bunun yanında gün boyu çeşitli organizasyonlar ile görevini yaparken katledilen gazetecileri anmak ve yetkililere sorumluluklarını hatırlatmak.
 
Dünya genelinde basın özgürlüğü önündeki engellerin ve sorunların tartışıldığı günde gözler bir kez daha Türkiye’nin her yıl giderek kötüleşen karnesinde. 
 
Gazeteci Sadiye Eser ve Yeni Yaşam gazetesi editörlerinden Reyhan Hacıoğlu ile Türkiye’de basına yönelik her geçen gün artan baskı, engelleme ve saldırılara ilişkin konuştuk. 
 
Türkiye’de her dönem gazeteciler üzerinden baskı politikalarının sürdürüldüğüne dikkat çeken Sadiye, özellikle Kürt ve muhalif gazetecilerin iktidarı rahatsız eden bir noktada durdukları için baskıların uygulandığını kaydetti. Sadiye, yaptıkları haberler nedeniyle yargılanan Kürt ve muhalif gazetecilerin hakikatleri aktardığını, aksi durumda hakikate erişilemeyeceği ve tarihin karanlığında kaybolacağının da altını çizdi.
 
Geçtiğimiz yılın Aralık ayında Van’da gözaltına alındıktan sonra helikopterden atılan iki kişinin haberini yapan gazetecilerin gözaltına alındığını hatırlatan Sadiye, gazetecilerin daha sonra tutuklandığını ve altı ayın ardından geçtiğimiz günlerde tahliye edildiğini söyledi. Sadiye şöyle devam etti: “Geçmişe dönüp baktığımızda da buna benzer birçok örnek var, panzer arkasında sürüklenen Hacı Lokman Birlik, yedi gün cenazesi yerde kalan Taybet Ana, Diyarbakır Newrozunda arama noktasında çıkan kargaşa sonucunda yarı çıplak bir şekilde katledilen Kemal Kurkut gibi yüzlerce, binlerce haber var. Bu haberleri Kürt basını dediğimiz kesim yayınladı, örneğin Kemal Kurkut için üzerinde ateşli silah ve kesici alet bulunduğu öne sürülmüştü oysaki meslektaşımız Abdurrahman Gök’ün çekmiş olduğu fotoğraflar bu iddiaların hepsini al üst etti.”
 
'Mücadelemizi kıramıyorlar'
 
İktidarın uyguladığı baskı politikalarının sürdüğünü ve bu politikalarla gerçekleri tarihin karanlığına gömmek istediklerini belirten Sadiye, gerçeklerin yazılmaya devam ettiği sürece bu baskıların da devam edeceğini paylaştı. “Eğer bu baskılar direncimizi kırıyor olsaydı bugün bu noktada hala gazetecilik yapıyor olmazdık” diyen Sadiye, 90’lı yıllardan bu yana Kürt basınına yönelik gazetelerin bombalanması, muhabirlerin katledilmesi, basın kuruluşlarının Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılması, her gün onlarca sansürle yüz yüz kalmaları ve çalışanlarının birçoğunun cezaevinde olmasının mücadelelerini kıramayacağını bir kez daha yineledi.
 
‘Yılmıyoruz, aksine daha çok kalemimize sarılıyoruz’
 
Baskılar karşısında kalemlerine daha sıkı sarıldıklarını söyleyen Sadiye, “Eğer baskı politikaları işe yaramış olsaydı gazete binaları bombalandığında, çalışanı güpegündüz katledildiğinde işe yarardı. Tüm bu baskı politikalarıyla gazeteciler yılmıyor, aksine daha çok kalemine sarılıp ‘bir kelime daha nasıl ulaştırabilirim halka, doğruyu nasıl yansıtabilirim’ diye kamerasına, fotoğraf makinesine ve kalemine sarılıyorlar.”
 
Sadiye, her alanda birçok baskı ve hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldıklarına değinen ve adliyelerde görülen davalara bakıldığında dahi Türkiye’nin ifade ve basın özgürlüğü anlamında nasıl bir noktada olduğunun görülebileceğine dikkat çekti. Sadiye son olarak savaşın gölgesinde değil barışın sağlandığı bir ortamda gazetecilik yapmak istediklerini vurguladı. 
 
Saldırıların ilk hedefi gazeteciler
 
Yeni Yaşam gazetesi editörlerinden Reyhan Hacıoğlu da Türkiye’de basına yönelik baskı ve sansürdeki artışa işaret etti. Reyhan, “Böyle bir ülkede basının rolü ve misyonu çok önemli. Çünkü hakikati yansıtmak gibi bir misyon üstleniyor. Bu anlamda özgür basın kilit bir noktada” diye belirtti. Reyhan, topluma yönelik en ufak bir saldırıda dahi ilk önce basın kurumları ve gazetecilerin hedef alındığını ifade etti. 
 
Türkiye'nin Dünya Basın Özgürlüğü utancı
 
"Bu saldırıların en pratik örneğini 2016 yılında gördük. Darbe girişiminden sonra muhalif kurumlar, STK’lar, yüzlerce basın kuruluşu KHK ile kapatıldı, gazeteciler tutuklandı ve işlerinden edildi" diyen Reyhan, Türkiye'nin Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında her zaman en alt sıralarda olduğunu belirterek şunları ekledi: "Bu biraz devlet anlayışının göstergesi. Çünkü hiçbir zaman toplumsal barıştan bahsedemediğimiz için ne yazık ki kilit noktada olan basın baskıların hedefinde oluyor."
 
Gazeteciliğin bir meslek olmasının yanında farklı bir mevzi olduğuna da değinen Reyhan şu değerlendirmelerde bulundu: "Toplumun gerçekleri öğrenebilmesi, refleks gösterebilmesi, ikna ve zor politikalarıyla devlet aygıtının araçları politika üretirken toplumdan bunu benimsemesi için kendi çıkarına algı yaratmaya çalışıyor. Bu anlamda bir hakikat sorgulamasını en iyi yapabilecek gazetecilerdir ama öyle bir durum yaratıyorlar ki, çok illegal bir çalışmaymış gibi ‘sözde’ ve ‘terör örgütü’ gibi kavramlar kullanarak görüştüğümüz kaynaklar sanki çok yeraltında azılı katiller vs gibi bir algı yaratılıyor."
 
'Habercilik 'suç' olarak gösteriliyor'
 
Kürt ya da muhalif basında olup da hakkında dava açılmayan, gözaltına alınmayan ve tutuklanmayan bir kişinin dahi olmadığını üzülerek söyleyen Reyhan, haberciliğin 'suç' olarak gösterilmeye çalışıldığını ifade etti. Reyhan, "Mesele biz bu işi yapmanızı istemiyoruz demek. İddianameler de bu doğrultuda hazırlanıyor” dedi. Türkiye koşullarında sahada gazeteci olmanın apayrı bir zorluk olduğunu söyleyen Reyhan, bir işçi eyleminde darp edilip gözaltına alınabildiklerini, bölgede bir yerdeyken çok daha vahim sonuçlarla karşılaşabildiklerini, saldırıya uğrayabileceklerini, evlerinin basılabileceğini ve gözaltına alınabileceklerini aktardı.
 
'25 yıldır gittikleri haberlerden dönemeyenler var'
 
Baskıların hiçbir şekilde gazetecileri yıldırmadığını, daha çok güç ve cesaret veren bir noktada olduğunu kaydeden Reyhan, şöyle konuştu: "Çok yorucu oluyor kimse tutuklanmayı, gözaltına alınmayı istemez, başka koşullar olsaydı daha güzel haberler yapmayı da isterdik. Korkunç bedellerle elde edilen bir miras var, 20’den fazla arkadaşımız katledildi, faili meçhuller. Hep, 'Nazım baba oldu, bir habere gitti ve dönmedi ' sözünü hatırlarım ben, 25 yıldır gittikleri haberlerden dönmeyen arkadaşlarımız var. Bu baskılar yorucu ve üzücü olabiliyor ama yıldırmıyor, aksine her yıl birçok insan özgür ve muhalif basının içerisinde yer alıyor."
 
'Saldırılar keyfiyete dönüştürüldü'
 
Birçok insanın çocukluk dönemine de denk gelen 19 yıllık bir AKP iktidarının olduğunu belirten Reyhan, adım adım baskının ve faşizmin arttığı koşulların yaşandığını ve basının da her zaman bu durumun içinde yer aldığını dile getirdi. "Salgının da gerekçe edildiği bir süreç yaşıyoruz, sahada olunca haber alma hakkımız engelleniyor, daha birkaç gün önce haber takibi sırasında ARTI TV muhabirinin kamerası kırıldı, bununla beraber fiziksel şiddet, gözaltı ve saldırılar da birbirini izliyor" diyen Reyhan, editoryal anlamda da bugün Jinnews’in de dahil olduğu sitelerin hemen hemen her gün engellenmesi, sansürlenmesi ve kapatılmasının keyfiyete dönüştürüldüğünü vurguladı. 
 
Üç yılda üç gazete kapatıldı
 
Reyhan devamında şu ifadeleri kullandı: "Yasalar da buna uygun hale getirildi, canları istedikleri gibi yasak getirip yayınları engelleyip, televizyonları karartabiliyorlar. Son beş yıldır bunları o kadar çok yaşadık ki artık kanıksar hale geldik, üç yıl içerisinde benim de dahil olduğum üç gazete kapatıldı. Milyonları ilgilendiren İstanbul Sözleşmesi gibi bir gecede birçok şeyi değiştirebiliyorlar."
 
'Bir arkadaşımızı daha kaptırmamak için mücadele etmeliyiz'
 
Özgür basına yönelik gerçekleştirilen baskıları direniş ve mücadele ile geri püskürtebileceklerini söyleyen Reyhan, son olarak şunları kaydetti: "Devletleri aşan, çok ciddi bir birikimi olan 120 yıllık bir basın tarihinden ve geleneğinden bahsediyoruz. Özellikle Kürdistan coğrafyası açısından doğanın, çocukların, kadınların ve her kesimin daha iyi haberlerini yapmak isterdik ama ses çıkartmak isteyen her gazeteci baskı ve engellemelere maruz kalıyor, bu noktada da dayanışmanın önemini vurgulamak gerek çünkü ne kadar çok bir arada olur ve yaptığımız işin meşruluğunu sahiplenirsek ve birlikteyiz, güçlüyüz dersek ancak o şekilde geri adım attırabiliriz. Ne kadar çok birlikte ve dayanışma içerisinde olursak bu saldırıları o kadar bertaraf edebiliriz."