Özgürlük taleplerimizin bilimle ilişkisi

  • 09:11 30 Aralık 2022
  • Jineolojî Tartışmaları
 
“Bizler kapitalist modernitenin erkek egemen bilim anlayışının bu gerçekliğini bilmekte ve özgürlük taleplerimizi kadın bakışına ve hakikatine dayalı bilim anlayışıyla ortaya koymaya çalışmaktayız. Bunun nasıl mümkün olacağı ise dayanağını bilimsel paradigmadan almaktadır.”
 
Newroz Zin
 
Ne yapmalı, nereden başlamalıyız? Kendi tarihimizin felsefik taşlarını sosyolojik ustalık ile döşeyerek anlamlı yaşamın yollarını örmeliyiz. Bunun için tek yürekte birleşmeli ve özgürlük için kalbi atan her kadına, her insana ulaşmalıyız. Kadına hep başkasının olmayı, hep birileri için kendisinden vazgeçmeyi öğreten, kadını nesneleştirip değersizleştiren erkek egemenliğinin yarattığı çürümüş düzene dur demenin yollarını aydınlatmalıyız. Dünyanın neresinde olursak olalım, kadınlar olarak ortak bir geçmişten ve ortak yaşamın özünden besleniyoruz. İdeolojik amaçları temelinde kadınların zihinlerini çalan, kendisine kullanım aracı yapan iktidarın kanserli eğitim düzenini değiştirmekle bu özü açığa çıkarabiliriz. Kapitalist sistemin ideolojik tapınaklarının eğitim stratejileri, bireyin özgür irade kazanmasına değil, özgürlüğünü yitirmesine, başkalaşıma uğramasına dayanıyor. Kapitalist sistemin eğitim stratejisi, kendisine kadro yaratmak, savaşacak asker, çalışacak ucuz işçi ve birbirine yabancılaşmış kadın ve erkekler yaratıyor. 
 
Nasıl yaşamalı?
 
Haliyle bilimin tek başına kapitalist sistemin kurumsallaşmış saldırılarıyla mücadele etmeye yetmediğine dikkat çeken akademisyen kadınlar, “Nasıl yaşamalı”ya kılavuzluk edebilmenin arayışıyla yeni genç nesli eğitiyorlar. Kadınlar ve akademisyenler, daha fazla felsefeye eğilerek nasıl yaşamalı sorusunu soruyorlar; doğaya dönere, dinlerin sosyolojisini yaparak toplumsal ahlakın önemine dikkat çekiyorlar. Ancak doğruyu sadece dile getirmek yetmiyor. Doğru yerde doğru kaynağa dönmemiz için eğitim alanını kapitalist, ulus devletlerin ve sermayedarların çıkar tekelinden çıkararak özgür yaşam bilgeliğinin ilk taşını yerine koyarak sağlam bir temel atmak gerekiyor.
 
Bilimsel paradigma 
 
Bugün binlerce mum yakarak karanlığı aydınlatan Kürt Kadın Hareketi de tarihin en zorlu zahmetli yollarını aşarak özgürlük mücadelesinde örgütlenmiş ve öz bilinç kazanmış, böylece tüm dünyadaki kadınlara özgürlük ilhamı ve umut aşılamıştır. 21. yüzyılda kadınların toplumsal akıl ve dayanışmanın en örgütlü, mücadeleci, iddialı gücü olduğu, özgürlük haykırışlarının güçlü eylemlere dönüştüğü özgürlük an’larını yaşıyoruz. Kendisini ebedi, mutlak ve mükemmel ilan eden kapitalist, tekelci, sömürgeci iktidar hegemonyasının dayandığı bilim yapılanması bugün insanlığı, toplumu ve dünyamızı ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bıraktığı bir gerçektir. Bu sebeple kapitalist modernitenin bilimi tüm toplumsal ahlaki değerlerden koparan, sermaye alanına çeviren anlayışının aşılması zorunludur. Bizler kapitalist modernitenin erkek egemen bilim anlayışının bu gerçekliğini bilmekte ve özgürlük taleplerimizi kadın bakışına ve hakikatine dayalı bilim anlayışıyla ortaya koymaya çalışmaktayız. Bunun nasıl mümkün olacağı ise dayanağını bilimsel paradigmadan almaktadır.
 
Sistemin insan eliyle değiştirilmesi 
 
Kadının geliştirdiği toplumsal doğaya dönüş ile kadın aklının esnek, özgürleştirici, kapsayıcı zihniyeti ve akışkan enerjimiz ile demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü sistem yapılanması, en ideal çözüm yöntemimiz olmaktadır. Sistemler insan eliyle yapıldığı gibi insan eliyle de değiştirilir. Kadınlar olarak önceliğimiz, kapitalist modernitenin tüm krizli gerçeğini bütün boyutları ile tartışmaya açmaktır. Bu dayanakla var olan kadın bilimi “Jineolojî”, özgür bir dünyanın akademik, sosyal ve toplumsal ufuklarına kapı açmaktadır. 
 
Bilgiye ihanet
 
Kadın ve insan olarak yaşamımızda gerçek rehberimiz olan sezgilerimizle bedeni aşan özgür bir enerjiyi ortaya çıkaracak, özgürlüğe yol açan bilimsel, sosyolojik ve felsefeyi geliştiren bir eğitim sistemine ihtiyacımız su ve ekmekten daha fazla vardır. Kürt kadınlar olarak bu konuda alternatif özgür, eşit ve demokratik tüm toplumsal kimlik ve farklılıkları kucaklayan sistem arayışlarımız bizleri “demokratik ulus” sistemiyle buluşturdu. Kolektif özgürlüğü zaten tartışmış bulunduğumuz bu yaşamın her anını daha üst seviyede özgürlük anına çevirebilmek mümkündür. Ancak eğitim sistemimiz bunu keşfetmemizi sağlamadığı müddetçe eğitimin hayatımızda nasıl bir değeri olabilir ki? Birey farklı varoluşlardan gelse de farklılıkları derinleştirip zıtlaştırma yerine, toplumun ortaklaştıran yöntem ve tarzıyla eğitim bu farklı varoluşların bir nehirde bütünleşmesini sağlamalıdır. Bu bütünleşmeyi sağlayan eğitimin amacı sadece bilgi, diploma ve meslek, mekanik yetkinlik sahibi olmak değil, esas amaç hayatın anlamına yol gösterecek bir rota oluşturmaktır. İktidarlaşan bilim, özgürlükten kopuşun, bilgiye ihanetin kendisidir. Amaç; bilim ve bilgiyi kullanım aracı olmaktan çıkarmak, zekâyı özü kavrama kapasitesi olarak kişide var olan potansiyeli açığa çıkarmak olmalıdır.  
 
Evrensel zekanın birikimi: İnsan 
 
Özgürlüğü evrendeki çoğullaşma, çeşitlenme, farklılaşma olarak tanımlamak toplumsal ahlak açıklamasında da kolaylık sağlar. Çoğullaşma, çeşitlenme ve farklılaşma, zımnen de olsa, hep bağrında taşıdığı zeki bir varlığın seçim yapma kabiliyetini düşündürür. Bitkileri çeşitliliğe yönelten bir zekânın mevcudiyetini bilimsel araştırmalar da doğrulamaktadır. Bir canlı hücresindeki oluşumları şimdiye dek hiçbir insan elinden çıkma fabrika eli sağlayamamıştır. Belki Hegel kadar evrensel zekâdan (Geist) bahsedemeyiz. Ama yine de evrende zekâya benzer bir varlıktan bahsetmek, tümüyle saçmalık olarak yargılanamaz. Farklılaşmayı zekâ varlığı dışında başka bir anlatımla dile getiremeyiz. Çoğullaşma ve çeşitlenmenin hep özgürlüğü çağrıştırması, temellerindeki zekâ kıvılcımlarından ötürü olsa gerek. İnsanı, bilinebildiği kadarıyla evrenin en zeki varlığı olarak tanımlamak mümkündür. Peki, insan bu zekâsını nasıl edinmiştir? Bilimsel (fiziki, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik) olarak insanı evrensel tarihin özeti olarak da tanımlamıştım. Bu tarifte insan, evrensel zekânın birikimi olarak tanımlanmaktadır. 
 
Kazanan biz kadınlar olacağız
 
Kadınlar olarak evrensel olan karakterimizle 21. yüzyılı kadının, insanlığın ve halkların, özgürlük, eşitlik ve demokrasinin kazanacağı yüzyıl yapmanın iddiasıyla kadın devrimini gerçekleştirmek ile mükellefiz. Nasıl ki ilk insanlık devrimini yaparak toplumsallaşmayı ahlaki ve politik değerler ile hayatın özüne dönüştürdüysek, bugün de insanlığın kaderi yine kadınların vereceği mücadele ve devrimsel öncülük ile belirlenmektedir. Devrim çağının bilgeliğinde evrensel özün hakikatiyle öncelikli olarak biz kadınlardan, erkeğin yarattığı geleneksel ve modern köleliğin üzerimize karabasan gibi düşürdüğü tüm kölelik bağlarından azade, kendimiz olmayı başarmakla gerçekleşecektir. Toplumsal hayatın kadın rahminde ve zihninde gerçekleştiğini en yakıcı dönemlerde hep özgürlüğün kadın mücadelesiyle gelişerek hegemon iktidarcı güçler karşısında duran kadın duruşu olmuştur, olmaktadır. Tarihin bugünde var olduğunu, bugünün de tarih olduğunu hakikat odaklı düşünen kadın aklı, felsefi, bilimsel ve çağımızın kuantuma ulaşan düşünsel yöntemini geliştirmektedir. Bu yöntem,  kadın devriminin dayanacağı düşünce yöntemi, yapılanması ve kadın bilimi olan jineolojîdir.  Jineolojî, kadından çalınan bilgeliği, bilgiyi, hakikati, tarihin anasını yok sayan ve öldüren gerçeği, ait olduğu yer olan toplumun ellerine bırakarak tüm özgürlüklerin önünü açmaktadır. Yaşamı toplumsallığın gerçek anlamına kavuşturan mitolojik, dinsel, felsefi, bilimsel ve sanatsal yöntemleri sentezleyerek hakikatin bütünlüğü içerisinde olan gerçeğin yolunu açığa kavuşturmaktadır. Kadın devriminin dayanacağı en temel ayak ekolojik toplum, demokratik toplum ve kadın özgürlük toplumu olacaktır.  Her gün geliştirilen kapitalist sistem virüsleri, 3. Dünya Savaşının dünyamızı yok etme sınırına getiren savaşlar, GDO ürünlerinin toplumu hastaneye çeviren tehditleri, yapay zekâ ile insan aklının tamamen ahlaki, insani değerlerden koparılarak robot çağın başlatılması, çevresel ve iklimsel dengesizlikler… Tüm bunlar ile evrenimizin S.O.S çığlıklarını duyan kadın yüreğimiz bizi ayaklandırıyor ve tüm kadınları bir amaçta toplamaya çağırıyor. Yüreği özgürlük için atan her kadının bu çağrıya karşılık vererek öncülük misyonunu yerine getireceğine ve kendi özgür dünyasını hakikatin heyecanı ve coşkusuyla gerçekleştireceğine inanıyoruz. Kazanan biz kadınlar olacağız.
 
Bu yazı, Jineolojî dergisinin “21. Yüzyılda Bilimciliği Aşmak” dosya konulu 26. sayısından kısaltılarak alınmıştır.