İsyan çağının kadınları…

  • 09:03 11 Kasım 2022
  • Jineolojî Tartışmaları
 
“Kadınlar arasında eşitlik ve özgürlük bilinciyle kenetlenmenin olmaması kadınların yaşamını daha da zorlaştırmıştır. Eğitim hakkı çerçevesinde de sadece erkeklere karşı değil, boyunduruklarını kendi varlıkları olarak gören kadınlara karşı da mücadele edildiğini unutmamak gerekiyor.”
 
Zilan Narin
 
Kadınların kamusal alanda fikirlerini açıkça ifade edebilmeleri uzun soluklu ve ısrarlı bir mücadelenin ardından kabul edilmiştir. Kadınlar kitaplar, mektuplar yazarak sadece eğitim hakkı gaspına karşı değil, köleliğe, emek sömürüsüne karşı eylem içinde olmuşlardır. Ve sadece yazdıklarıyla değil, yaşamlarıyla kendilerinden beklenen iyi kadın rollerini delip aşağılanmayı, alaya alınmayı göze almışlardır. Adını bildiklerimizden biri Francis Wright’tir. Kadın ve işçi haklarının savunucusu, köleliğe karşı çıkan, kızlar da dahil tüm çocuklar için kamusal eğitimi açıkça savunan Francis, istenmeyen kadın ilan edilmeyi göze alarak yaşamış bir kadın olarak yerini almıştır kolektif direniş hafızasında. Adları bilinen kadın ve erkeklerin ötesinde, bu hikâyede adı anılmayan sıradan insanların ödediği bedelleri tahmin edebiliriz. Kendi kitaplarını, kimliklerini gizleyerek yayınlamak zorunda kalan, camiada kabul edilmek için erkek gibi olmak zorunda kalan ya da “ahlaksız” damgasını yiyerek alternatif yaşamlar arayan kadınlar, duvarları dele dele yol açmışlardır. Flora Tristan’ın “Neredeyse tüm dünyayı karşıma aldım. Erkekler kadınların özgürlüğünü, işverenlerse ücretlilerin kurtuluşunu istediğim için bana karşı” cümleleri bu mücadelede kadınların göze aldıklarının sade bir ifadesi. 
 
Kadın haklarının savunusu ve toplumsal sorunlar iç içe…
 
19. yüzyılda kadınların hak savunusunu dönemin ağır toplumsal sorunlarına karşı mücadeleyle birlikte yürütmesi önemli bir yöndür. Siyahların köleliği, emek sömürüsü, yoksulların yaşam koşulları kadınların hak mücadelesiyle iç içe geçen, birbirini besleyen gündemler olmuştur. Eğitimin ırk, sınıf ve cinsiyetin kesişiminde bir mücadele alanı olarak belirginleşmesi yüzyılın toplumsal hareketlenmelerin, isyanların yüzyılı olmasıyla bağlantılı ele alınabilir. Bu dönemde kadınların yürüttükleri çok yönlü mücadeleyi birkaç isim hatırlatarak analım. Sarah Grimke, Lucy Stone gibi kadınlar 1800’lerde, eğitimde eşitlik, eşit işe eşit ücret taleplerini kadınların ve kölelerin yaşadıkları arasında benzerlik kurarak dile getirmişlerdir. Kadınların eğitimi ve oy hakkı için olduğu kadar köleliğin lağvedilmesi için mücadele etmişlerdir. Yine Flora Tristan, kadınların bu uğurda sınırlar aşan bir mücadele yürütmelerinin bir temsili olarak anılabilir. 
 
İtaat eden kadına da eleştiri…
 
Ne var ki kadınlar arasında eşitlik ve özgürlük bilinciyle kenetlenmenin olmaması kadınların yaşamını daha da zorlaştırmıştır. Eğitim hakkı çerçevesinde de sadece erkeklere karşı değil, boyunduruklarını kendi varlıkları olarak gören kadınlara karşı da mücadele edildiğini unutmamak gerekiyor. Wollstonecraft, sadece kadının yaşamdaki amacını erkeği memnun etmek olarak tanımlayan o büyük Aydınlanma düşünürü Rousseau’yu değil, kızlarına erkeğe itaat etmeyi öğreten kadınları da eleştirmiştir. 
 
Dogmatik düşünceyi aşan erkekler
 
Rousseu gibi “özgürlükçü” düşüncelerin “babası” olarak bilinen daha pek çok erkeğin sıra kadınlara geldiğinde ne kadar dogmatik, cinsiyetçi olduğunu biliyoruz. Ama kadınları alaya alan, aşağılayan erkeklerin karşısında kadın haklarını savunan erkeklerin varlığını ve katkısını da belirtmek gerek. Feminizm’i kavram olarak ilk kullanan kişi olan Charles Frouier, bunlardan biridir. 1841’de yazdığı Dört Akım kitabındaki “Kadınların özgürlük derecesi, tüm insanların özgürlüğünün doğal ölçüsüdür.” belirlemesi, dönemin kadın sorunu tartışmasında geleneksel, dogmatik düşünceler karşısında özgürlükçü düşüncelerin savunusunda erkeklerin konumunu gösteriyor. Tabi bu erkeklerin yaşamlarında hangi başarılı kadınların önüne geçtiklerini hatırda tutalım, unutmayalım…  
 
Kendi okullarını açan kadınlar…
 
19.yüzyılda kadınların haklarını birbirleriyle daha örgütlü bir şekilde konuşmaya başlamalarını daha önce bahsettiğimiz uzun yüzyılların birikimi ve öfkesiyle açıklamak daha doğru olur. Buradan baktığımızda kadınların entelektüel eşitliğini ve kapasitesini tartışarak kadınların eğitim imkanlarını yaygınlaştırmak için çalışmalar yürüten, kamuoyu oluşturan “mavi çoraplıların” yüzyılı da diyebiliriz. Öyle ki, kadınların oy hakkı mücadelesini doğuran zemin eğitim hakkı mücadelesi olmuştur. İngiltere’nin zengin kadınlarından Hannah More’un girişimiyle kurulan bu kulüp, Avrupa ve Amerika’da kadın kolejlerinin kurulmasına öncülük etmiştir. Bu yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nda saray kadınlarının kurduğu tekkeler benzer bir rol taşımaktadır. 19.yüzyıl başlarında İran’da kadınların devlet desteği olmaksızın kendi aralarında topladıkları paralarla kız çocuklarına özel okullar açtığı, sosyal gruplar oluşturup kadınlara dönük yayınlar çıkardığını biliyoruz. Bu dernek ve kulüplerde kız çocuklarının eğitimi için lobi yapan, okullar kurulması için fon sağlayan, burslar veren kadınların hepsi şüphesiz devrimci kadınlar değildi. Kadınların kendine ait bir odalarının olmasının politik sonuçlarını hesaba katmadıkları kuvvetle muhtemel. Ancak unutmadan eklemek gerekir ki “Kız Çocuklarının Eğitimi Üzerine Düşünceler” kitabında kız çocuklarına düşünmeyi öğretmenin önemini savunarak eğitim hakkı tartışmasına yeni bir boyut kazandıran Mary Wollstonecraft gibi kadınlar da bu geleneğin parçasıdır.