Yaşamın bilgisinin dilini oluşturmak

  • 09:09 12 Kasım 2021
  • Jineolojî Tartışmaları
"Kapitalist modernitenin bize on yıllardır öğrettiği bilme, yorumlama ve yazma tarzından kurtulmak, bambaşka bir bilimsel düşünüş faaliyeti içerisine girmeye çalışmak bizler açısından hem zorlu, öğretici ve geliştirici bir süreç oldu."
 
Jineolojî Akademisi
 
Jineolojînin yaşamın bilimi olması ve bu eksende dilini yaratma iddiası önemli bir eşiği ifade ediyordu. Bu konuda bütün çalışmalarda geliştirilen arayışlar önemli bir tecrübeyi açığa çıkardı. Ancak bunun dilini ne kadar oluşturabilmişti? Sade, akışkan, bilgi kadar duygu yüklü olan, anlam ve hissin enerjisini kuşanan bir dil nasıl oluşuyordu? Tarih boyunca yazının erkek egemen sistemin alanı olmasına hizmet eden yönlerimiz nelerdi? Kendi yaşam deneyimimize ne kadar güveniyor, onu kaleme alma, sanat ile ifade etme gücünü ne kadar kuşanıyorduk? Soyut ve teorik kalan yönlerimizi nasıl aşabilirdik? Bilimin dilinin üretildiği akademik alanın tuzaklarına karşı kendi yaşam tecrübemize ne kadar güveniyor, onları ne kadar değerli buluyorduk? Öyle ya erkek egemen sistem, sürekli kadının bilgisinin, dilinin değersiz olduğunu aşılamıştı. Buna karşı kendi bilimimizin dilini nasıl oluşturacak, felsefik, sanatsal ve edebi bir forma nasıl kavuşturacaktık? Yine kadının ve toplumun sorunlarına çözüm üreten bir dili nasıl kuracaktık? Jineolojî Dergisi yayın kurulu bu konudaki tecrübesini şöyle dile getiriyor:
 
 “Toplumun bilimi olma iddiasında olan bir çalışma için yazılarda kullanılan dilin bizler açısından ayrıca önemi var. Bir bilim dili inşa etmek, bu dilin anatomisini ortaya koymak ve toplumun bütün kesimlerine hitap eden ve yeni bir yaşam ideolojisinin bilimi olma iddiasında olan bir düşünceyi ve çözüm gücünü ifade etmek önemliydi. Başlarda yer yer dilimizin karmaşıklaştığı, toplumun her kesiminin rahatça kavrayabileceği özcesi toplumsal bir bilimin dilini örme noktasında zorluklar yaşadığımızı gördük. Kapitalist modernitenin bize on yıllardır öğrettiği bilme, yorumlama ve yazma tarzından kurtulmak, bambaşka bir bilimsel düşünüş faaliyeti içerisine girmeye çalışmak bizler açısından hem zorlu, öğretici ve geliştirici bir süreç oldu. Hem okurlarımızdan aldığımız eleştiriler hem çalışmada bulunan bizler için gözlemlediğimiz bir eksiklik olarak önümüzde duran bir konu oldu. Bu konuda bizler de her sayıda giderek daha dikkatli olmaya, dilimizi sadeleştirmeye çalıştık. Bu konuda okurlarımızdan aldığımız eleştirilerin çok ciddi bir katkısı olduğunu görmekteyiz. Dergimizi eline alan herkesin, her kesimden, sınıftan, etnik kökenden kadının kendisini bulabileceği, hakikat arayışında bize eşlik edebileceği ve bu yolu beraber yürümemize vesile olacak zihinsel bütünlüğü ancak dildeki beraberlik ile kurabileceğimiz bilinci ile bu konuya dair özellikle eğilmeye çalıştık. Klasik akademik kitabi yazım tarzımızı aşmayı hedefledik. Yazarlarımıza bu temelde her yazının sonunda önerilerimizi sunduk. Kimi zaman tepkiye neden olan bu yöntemin zamanla yazarlarımızda da bir değişim ve dönüşüme neden olduğuna tanık olduk. Zihniyetimizde jineolojî ile gelişen değişimin dilimize de yansıdığını anladık. Dilin varlığın evi olduğunu ifade eden Heidegger’in tespitine daha çok anlam verdik. Beyaz bir yazıya, ana sütüyle yazılmış bir yazıya ihtiyacımızın olduğunu belirten Helene Cixous’un tüm kesimleri kapsayan dil arayışını pratikleştirmenin anlamını keşfettik. Simon de Beauvoir’in bir kez daha kendimizi farklılıklarımızın içine hapsetme eril tuzağına düşmeyelim cümlesinde farklılıklarımızla dilimizi var etmenin önemine odaklandık. Günlüklerine doğanın, yaşamın bütün renklerini büyük bir samimiyetle işleyen özgürlük savaşçılarının Zeynep Erdem, Suna Çiçek, Pınar Bağlar ve daha nice özgür kadının duygu ve düşünce dünyalarının birbirine ne kadar aktığını anlatmayı esas aldık.” 
 
Özgür yaşamı anlatmaya ve dilini oluşturmaya ihtiyaç var
 
Rojava’da kurulan Jineolojî Araştırma Merkezleri de bu arayışını şöyle ifade ediyor: “Beslendiği kaynağın özgürlük teorisini oluşturmaya, ataerkil sistemin yıkıcılığına karşı kadınların öncülüğünde gelişen özgür yaşamı anlatmaya, bunun dilini oluşturmaya ihtiyaç vardı. Özsavunmanın dışında siyasette, ekonomide, eğitimde, adalette, sağlıkta öncü olan bir kadın gerçeği söz konusuydu. Kadının pozitivizmin tuzaklarına düşmeden kendi yöntemlerini, dilini oluşturmasına ihtiyaç vardı. Her kesime kendi anadilinde eğitimler verilirken, klişeleşmiş, ezberci dil ve düşünce tarzlarına karşı da dil ve düşünce tarzını sorgulayan, eleştiren eğitim ve tartışma yöntemleri üzerinde duruldu. Çocuklar için kurulan masal atölyelerinde mitolojik, şiirsel, masalsı ve şarkısal bir dilin çocukların hayal gücüne ne kadar yakın olduğunu gördük. Anadilinde eğitimin devrimsel niteliği bu masal atölyelerinde daha net ortaya çıktı.” 
 
Andrea Wolf Enstitüsü:
 
“Eğitim süreçlerinde birbirimizi ve kendimizi, kişiliklerimizi, kolektif ve kişisel tarihimizi tanımayı ve ifade etmeyi ne kadar çok başarırsak, sorun, çelişki ve yanlış anlamaları çözme yöntemlerini de o kadar çok bulabiliriz. Kolektif yaşam biçimleri ve öğrenme süreçleri geliştirmek aynı zamanda ortak hedef ve ilkeler temelinde farklılıklarımızı anlamayı ve değer vermeyi öğrenmek anlamına gelir. Bunu, ana dil ve ifade tarzlarının çeşitliliğini reddetmeden ortak bir dil geliştirme süreci olarak da yaşıyoruz. Sözlüğe göre bazı kavramları başka dillere çevirirsek anlamlarını yitirir veya yanlış anlamalara yol açabilir. Örneğin ana dili, kültür ve toprağın sevgisi ve korunması anlamına gelen Kürtçe Welatparêzî kavramı, militarizm ve milliyetçilikle ilişkilendirilen Latince ‘Patriotizm’ (babavatancılık) teriminden tamamen farklı bir anlama sahiptir. Kullandığımız bazı kavramlar mesafe koyma gerekçesi yapmak yerine, anlam içeriği ve biçim bütünsellik bağlamında anlamamız ne kadar önemli olduğunu bu örnekte açığa çıkıyor. Aynı zamanda Kürdistan'daki devrimci kültüründe anlam kazanan ve başka dillere aktardığımız kavramlarla yeni dil sentezleri ve yeni bir dili de yaratıyoruz. Bir arkadaş, Heval olarak hitap etmek, ona dost demekten daha derin bir bağlılık ve yoldaşlık biçimini ifade eder. 
 
Jinwar’ı özgür yaşam alanı kılan bilgelik
 
Jinwar’ı kalp gözünden anlatmak gerek diyen kadınların cümleleri de yaşamın bilgisinin nasıl örüldüğünün duygusunu aktarır nitelikte: “Jinwar’ı yaşamın bilimi ve dilinin üretildiği bir özgür yaşam alanı kılan bilgelik, kolektif bir iradeyle birlikte üretildi. Ve kendi kendilerini yönetmenin bilgisini kuşandı. Toplumsal sorunlara çözümler geliştirildi. Jinwar’da kadının tarihsel toplumsal bilgisi güncellendi. Çocukların ve annelerinin yaşamına Göbeklitepe’deki Dara Mirada’nın hikayesi, Siyabend û Xece’nin hikayeleri işlendi.” 
 
Rojava Üniversitesi Jineolojî Bölümünden kadınlar ise jineolojînin dilini “Jineolojî, kendi toplumu içinde doğmuş bir bilim. Dili de yaşamın, toplumun, kadının dili. Toplumumuzda az çok tanıyanlar jineolojînin köklerini toplumun özünden aldığını anlayabiliyor, hissedebiliyorlar. Bu tarihsel ve toplumsal gerçeği anlamak kadar anlatma gücünü göstermek temel arayışlarımızdan oldu” şeklinde ifade ediyorlar. 
 
Kadını öteki yapan, aşağılayan kavramlara karşı mücadele etmek
 
Jineolojî atölyelerinde ise bir taraftan bilim, felsefe, sosyal bilim, pozitivizm okumaları, tartışmaları yapılırken diğer taraftan, kadın biliminin kendi dilini, yöntemini, kavramlarını, söylemlerini oluşturması da temel bir arayış oldu. Sadece bilimde, felsefede değil; sokakta, medyada, sanatta, hukukta, ekonomide özcesi yaşamın bütün alanlarında egemen erkek akıl tarafından kullanılan dilin iktidarla ilişkisi, egemenin dilinin aslında özne-nesne ayrımını yansıttığı ve daha da pekiştirdiği, yeniden ürettiği konuları önemli gündemler oldu. Bu anlamda, özellikle egemenin kavramlarına, yine ifade biçimlerine karşı refleksler gelişkin oldu. Kadına rağmen kadına konulan adlandırmalara karşı, kadını öteki yapan, aşağılayan kavramlara karşı mücadele etmek çok esaslı oldu. Ve bu mücadelenin yaşama akması, süreklileşmesi, pratikleşmesi çok görünür oldu. Atölyelerde kadın biliminin dili, yaşam biliminin dili nasıl olmalı sorgulamaları da yapıldı. Bu dilin toplumla, yaşamla bağının olması gerektiği, salt akademik, soyut, elit olmaması gerektiği ve kadınları, toplumu kategorize etmeden, ayırmadan bütünselci olması gerektiği anlam kazandı. Aslında atölyeler; yaşamın ve kadının dili konusunda, önce kadınla birlikte düşünmenin, ne kadar bozukluk varsa birlikte tartışmanın ve gidermenin cesaretinin vücut bulduğu süreçler oldu da denilebilir. 
 
Not: “Yaşamın bilgisini jineolojî ile yoğurmak/sonuç” başlığı ile yazının devamı haftaya yayınlanacak.