Bir kıvılcımla bozkırları tutuşturan kadın: Sakine Cansız

  • 09:01 9 Ocak 2021
  • Güncel
 
Öznur Değer
 
HABER MERKEZİ - Katledilişinin 8’inci yılında kadınlara direnişi miras bırakan Sakine Cansız’ı anlatan kuzeni Nurcan Yıldırım, Sakine’yi, “Küçük bir coğrafyanın büyük düşünürlerinden, kadın önderlerinden Sakine. Bir cesaret, bir sembol diyebiliriz” sözleriyle tanımlıyor.
 
Kimi kadınlar direnişleri, mücadeleleri ve duruşlarıyla sonsuzlaşarak tarih sayfalarında unutulmaz bir yer edinir. Tarihin unutturmadığı, unutmaya müsaade etmediği kadınlardandır Sakine Cansız. 9 0cak 2013’te iki çalışma arkadaşı olan Leyla Şaylamez ve Fidan Doğan ile birlikte katledilmesiyle tarihe acı bir not düşer. Bu tarih, hafızalara “Paris Katliamı” olarak işlenir ve her yıl bu tarihte, Türkiye ve bölge kentleri başta olmak üzere, Avrupa ve Ortadoğu’nun birçok şehrinde protesto ve anma etkinlikleri gerçekleştirilir. Tüm bunlar ise Sakine ve arkadaşlarının insanlığa ve kadınlara bıraktığı miras olarak zihinlere kazınır.
 
‘Yazılanlar yaşananları tam ifade etmedi’
 
Aradan geçen 8 yıla rağmen katliam aydınlatılmadığı gibi asıl failleri de yargılanmaz. Kadınlara en önemli şey olarak gördüğü direnişi miras bırakan Sakine, yaşamını kendi kalemiyle ele aldığı 3 ciltlik “Hep Kavgaydı Yaşamım” adlı kitabıyla anlatır. Yaşamı, aile, erkek ve devlet ile sürdürdüğü kavgada geçen Sakine, kitabına şu cümlelerle giriş yapar:
 
“Uzun süre yazdıklarım bir ‘yük’ gibi kaldı. Zap’ın o hareketli, debdebeli günlerinde kah benim sırt çantamda, kah Ferda’nın. Başkan’ın ‘yaşam yazdırır’ belirlemesi ve her defasında yazmanın gerekliliğini önemle vurgulaması, değer vermesi adeta bir boyun borcu haline getirdi yazmayı. Kavgalarımı, beni etkileyen olayları yeniden yaşamak oldukça zorladı. Ama onları olduğu gibi ve anımsadığım oranda vermeye çalıştım. Yine de yazılanlar yaşananları tam ifade etmedi.”
 
 “Ben devrimcileşmek istiyorum beni engelleyemezsiniz” sözleriyle yaşamını devrime, kadın mücadelesine adayan Sakine, yaşamının son demine kadar duruşundan vazgeçmez.
 
Katledilişinin 8’inci yıldönümünde Hollanda’da yaşayan kuzeni Nurcan Yıldırım ile Sakine hakkında konuştuk.
 
*Kadın mücadelesinin öncü isimlerinden olan Kürt siyasetçi Sakine Cansız kimdir? Onu nasıl tanımlarsınız?
 
Bu soruya cevap vermeden önce şöyle başlamak isterim. Ocak ayı hakikaten dünyada, yaşadığımız coğrafyada, Kürdistan’da, Türkiye’de birçok katliamın yaşandığı, özellikle sosyalist önderlerin, devrimcilerin, feminist kadınların, kadın önderlerin katledildiği aydır ne yazık ki. Başta Rosa Lüksemburg, Ali Haydar Yıldız ve ötekilerin yüzü olan Hrant Dink’i anmadan geçemeyiz. Sakine’yi ve 2 militan yoldaşını saygıyla anıyorum, selamlıyorum. Sakine ‘kimdir?’ sorusuna tabi ki birçok cevap gelecektir. Ben de aile çevresinden biri olarak, kuzeni olarak şöyle özetleyebilirim. Küçük bir coğrafyanın büyük düşünürlerinden, kadın önderlerinden Sakine. Bir cesaret, bir sembol diyebiliriz. O coğrafyada Hüseyin Cevahirlerden, Ali Haydar Yıldızlardan sonra hakikaten ailenin bütün geleneksel tabularını yerle bir edip, tokatlayıp idealleri uğruna yola çıkan bir kadın. Bir feminist, bir sosyalist, bir mücadeleci, bir kuzen, bir kardeş, bir abla ve tabi ki annesinin, babasının nazlı kızı diyebilirim. Sakine’yi böyle özetleyeyim öncelikle. Her daim özlenen…
 
*Sakine ile bir çocukluk geçirdiniz. Sakine ile olan çocukluk anılarınızdan bahseder misiniz? Nasıl bir çocuktu Sakine?
 
“Çeşmenin önünde küçük bir havuz var, birlikte oynuyoruz. Ben Sakine’ye ‘çağlar gelii’ dedim, Elazığ aksanıyla. Sakine çok gülmüştü bana. ‘Anne ya Nurcan’a bak nasıl telaffuz ediyor’ demişti. Ben herhalde çok bozulmuştum ki o an sarıldı bana ve ‘Kurban olurum bozulma, üzülme’ dedi.”
 
Biz sadece kuzeniz. Kesitlerle, aralıklarla çocukluğumuza ait anılarımız var. Biz, yani ben ve ailem, bir müddet Dersim dışında Elazığ’da yaşamak zorunda kaldık. 1968 yılıydı ve babaannemin, Sakine’nin de anneannesinin, yani nenelerimizin köyüne geldik. Çeşmenin önünde küçük bir havuz var, birlikte oynuyoruz. Ben Sakine’ye ‘çağlar gelii’ dedim, Elazığ aksanıyla. Sakine çok gülmüştü bana. ‘Anne ya Nurcan’a bak nasıl telaffuz ediyor’ demişti. Ben herhalde çok bozulmuştum ki o an sarıldı bana ve ‘Kurban olurum bozulma, üzülme’ dedi. O gün çok bozulmuştum ona. Sonra, çocuk anlamında kullanılan o ‘çağlar’ kelimesini yerle bir ettim. Sakine, insanın üzüldüğünü fark ettiği anda hakikaten çocuk olmasına rağmen, yaşımız yakın olmasına rağmen gönül almayı bilen, sevecenlikle, dostlukla yaklaşan biriydi. Sonra 1975 yılı zamanlarında bir görüşmemiz oldu. Sakine’nin artık siyasal hareketle, Kürt hareketi ile ilişkisi vardı. Tabi bizim coğrafyada şöyle bir şanssızlığımız mı diyelim, şansımız mı diyelim var. Biz çocuk yaşta başkaldırıyoruz. Dolayısıyla öteki oluyoruz, öteki olduğumuz için de karşı tarafta çocuk yaştan itibaren yer aldık. O süreçte farklı oluşumlardan teksirle bize yazılar veriliyor, okuyoruz.
 
Sakine bana Kürt hareketini anlatıyor, ben o aralar Kaypakkaya’nın (İbrahim Kaypakkaya) milli meselesini ezberlemişim Sakine’ye anlatıyorum. Sakine o arada güldü bana sarıldı. ‘Demek ki sen TİKKO’cusun’ (Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu) dedi. Sonra kafama takıldı. Dedim ki ‘Allah Allah Sakine bunu nereden bildi?’ Öyle küçük, sevimli bir anımız var. Hatta yıllar sonra buluştuğumuzda da bunu hatırlattım ve güldük. Sakine’ye dönüp baktığımızda, Sakine’yi gördüğümüzde aynı zamanda pırıl pırıl bir kız ve evde aynı zamanda iş yapan, yemek yapan, evini temizleyen o kesitler böyle ara ara aklımda. Tabi annesi, daha doğrusu ailenin kadınları bizde biraz güçlü diyebiliriz. Babaanneden, nenelerden gelme bir şey. Halam da dolayısıyla öyle, güçlü bir kimlik. Sakine de öyle. Sakine ile halamın buluşması, hele ki halamın Sakine’ye izin verip, kabul etmesi olağanüstü bir durum. Sakine çocuk denilen çok küçük bir yaşta, geleneksel statülerini kırarak, evden çekip gitti. Bu çok başka bir pencere açmaktı. Dersimli kadınlara, genç kadınlara örnekti. Önce herkes bir şoke yaşadı. Ama Sakine’nin o açtığı pencere öyle kolay kolay herkesin açabileceği bir pencere değildi. Sakine bunu başardı. İdealleri uğruna başardı, inancı uğruna başardı. Belki de Dersimli kadınlar adına başardı bunu. Bir örnekti. Çocuklukla gençlik arasındaki geçişlerimizde böyle ara kesitlerimiz var. 1977 yılında buluşmuştuk. O zaman artık bir direnişe katılmıştı ve sonrası cezaevi işte.    
 
*Sakine'nin sizde derin bir etki bıraktığı en önemli özelliği ve en unutamadığınız an nedir?
 
“Bunlar birer adımdı. İnsan inandığı ölçüde inandırır. Sakine inandığı şeyleri hayata geçirme konusunda çok özveriliydi, bu çok önemlidir. O da öyle inandırırdı insanı. Böyle bir kadının oluşu, Sakine ve Sakine gibi kadınların oluşu hakikaten her zaman biz aktivist kadınlara büyük bir cesaret, büyük bir örnek, büyük bir destek, büyük bir omuzdaş, yoldaş oluyor. Bunu diyebilirim.”
 
Sakine total olarak, kişilik olarak sabrı ile inancı bir arada buluşturmuş biriydi. Türkiye hatta Kürdistan’da diyebilirim, kadınlar arasında hatta erkekler arasında ciddi bir direniş sergilemiş. O günden bugüne kadar tabi ki çok etkiledi beni. Çok saygı duyduğum, gurur duyduğum her zaman severek izlediğim bir kadındı. Biz de politik çevre ile ilişkilenmiştik o zamanlar. Ben Sakine yakalandığında Türkiye’deydim. Onun o inancı, direnişi, o gençlikten sosyalist mücadeleye gidişi hakikaten çok etkileyiciydi. Sakine Almanya’ya geldiğinde, belki bu defalarca dillendirildi, sarı perukla, İspanyol paçalar, göbeği açık giyerdi, gençliği böyleydi. O küçük kentte bir başkaydı. Bir aykırı kadındı. Aykırılığıyla güzeldi ve her alanda bunun arkasında durdu. Sonra mücadelesinde de öyle durdu. İşte bu inatçılığı, sabrı, davaya bağlılığı birçok konuda tabi ki etkileyici. Özellikle kadın mücadelesi çok etkileyici. Kadınlarla ilgili söylediği şeyin arkasında durduğu için ona minnettarım, o anıları hatırlıyorum. Birçok özelliği tabi ki etkileyici tabi ki örnek.
 
Sakine bizim ailede ve benim üzerimde, kadınlar üzerinde, hatta erkekler üzerinde hatta hepimiz üzerinde hakikaten saygınlığı olan, gurur duyduğumuz bir kadın. Sakine ile cezaevi sonrasında Avrupa’da buluştuk. Birkaç defa buluştuk. Katledilmeden bir müddet önceydi, tam tarihini hatırlamıyorum, burada bir kentte (Hollanda) küçük bir mahalle evinde bir toplantı vardı ve o toplantının bilgilendirmesini veren psikiyatrist bir arkadaştı. O arkadaş, ‘Ben biliyorum Sakine de gelecek buluşalım’ dedi. O gün gittim Sakine ile. Küçük bir grup ev kadınlarının, değişik milliyetlerden kadınların oluşturduğu küçük bir grup toplantısıydı. Sakine yanına bir tercüman almıştı. Her kelimesini merak ederek, sorarak, dinleyerek o toplantıyı sonuna kadar ilgiyle takip etti. Sonra bitti. ‘Nasıl buldun?’ diye sordu. Aslında ben çok hayret ettim. Dedim ki, ‘Bir öncü kadro ve sıradan gözüken kadınlarla sıradan bir mahalledeki bir toplantıya geliyor.’ Yapılması gereken asıl olan bu ama alışık olmadığımız bir durum bu. Sakine bunu ilgi ile özümseyerek, değer vererek dinledi. Bu çok etkileyiciydi. Bu birincisi. İkincisi, kadınlarla ilgili muhabbetimiz. Sakine ile çok oldu. Dolayısıyla farklı oluşumlardan geldiğimiz için, kuzen olduğumuz için böyle şeylerin ve ailenin muhabbetini çok yapardık. Tabi benim uzun zamandır örgütsel çevrelerle ilişkim olmadığı için farklı kadın gruplarıyla çalışıyorum. Ben Sakine’ye, siyasal örgütlerin de erkek olduğunu söyledim. Sakine hak verdi, ‘Ama değiştireceğiz bunu’ dedi. ‘Türkiye devrimci hareketi daha eskidir, değiştirilmediğine göre Kürt hareketi hiç değiştirilemez’ demiştim. ‘Değiştiririz’ dedi ve ‘Umarım’ diye ekledi. Ve gerçekten bir sonraki görüşmemizde kadınların, dağdaki kadınların, dağdaki gerillaların isyanını, çalışmasını, başkaldırılarını anlatmıştı. O kadar içtenlikle, o kadar severek ve o kadar etkileyiciydi tabi bunlar.
 
Bunlar birer adımdı. İnsan inandığı ölçüde inandırır. Sakine inandığı şeyleri hayata geçirme konusunda çok özveriliydi, bu çok önemlidir. O da öyle inandırırdı insanı. Karşısındaki insan ona saygı duymadan edemezdi. Bir kadın olarak sapasağlam gidiyor, sapasağlam yol alıyor gidiyor. Böyle bir kadının oluşu, Sakine ve Sakine gibi kadınların oluşu hakikaten her zaman biz aktivist kadınlara büyük bir cesaret, büyük bir örnek, büyük bir destek, büyük bir omuzdaş, yoldaş oluyor. Bunu diyebilirim.    
 
*"Hep Kavgaydı Yaşamım" adlı kitabıyla Sakine'nin yaşamına dair bilgi edindik. Sakine nasıl bir yaşam diledi?
 
Sakine öncelikle özlemini duyduğu bir coğrafyanın hayalini kurdu. Onun için çalıştı, onun için mücadele verdi. O kadar çok inandı ki hayatını feda edecek kadar büyük bir inanca sahipti. İdealleri uğruna kendini feda etmeyi göze almıştı. Dedim ya, küçük bir coğrafyadan gelmiş, büyük idealleri olan insanlardan biriydi Sakine. Özlemini duyduğu Kürdistan için hep çalıştı hiç tökezlemeden. Direnişi hakeza öyle. Onun hem direnişi hem inancı Kürdistan’ın dört parçasına dalga dalga yayıldı. Bir cesaret oldu. Sakine içerideyken de, vurulmadan önce de biliniyordu. Mesela benim çalıştığım kadın hareketleri biliyordu, aktivistler biliyordu, insanlar biliyordu. Hatta çoğu zaman içten içe gurur duyuyordum. Kuzen olduğumuzu söylemiyordum. Sakine, bu direnişi dolayısıyla Türkiye coğrafyasında da Kürdistan’da da kadınlar ve erkekler arasında en direnişçi insanlardan biridir. Direniş etkiler, inanç etkiler, duruş etkiler, kadın duruşu etkiler. O cezaevinde birçok kadınla, birçok insanla, birçok arkadaşımız, dostumuz, yoldaşımızla kaldı. Sakine’nin o direnişi sadece kadınlar üzerinde değil, içeriye düşmüş demokrat, ilerici, sosyalist insanlar üzerinde de çok olumlu etkiler yarattı. O aynı zamanda diğer cezaevlerinde de etkileyici oldu. Onun direnişi Kürdistan’da Kürt kadınları, geleneksel statüler içerisinde yaşayan Kürt kadınlarını cesaretlendirdi. Dolayısıyla Türkiye coğrafyasındaki hem kadın kurumlarını, hem kadın örgütlerini, bireylerini hatta diyebilirim ki dünyayı da, dünyadaki kadın hareketlerini de etkiledi.    
 
*Sakine'nin mücadeleci kişiliğinden bahseder misiniz? O nasıl bir devrimciydi?
 
“Sakine, güzel bir kadındı, şık bir kadındı, aykırı bir kadındı. Mesela şöyle bir şey demişti, ‘Ben siyahtan nefret ederim. Ortadoğu’daki tüm kadınlar çarşaflı ve siyah giyiniyor.’ Ben güldüm, siyahı çok severim. Mesela bir cenazeye bej rengi bir takımla, beyaz böyle şık bir takımla gidebilecek kadar aykırıydı.”
 
Haksızlık ederim, Sakine’yi benden çok yoldaşları iyi anlatabilir. Mesela aileden en çok Metin anlatabilir. Ama dışarıda gözlemlediklerim ve o kısa kısa kesitlerle gördüklerimi aktarabilirim. Sakine, güzel bir kadındı, şık bir kadındı, aykırı bir kadındı. Mesela şöyle bir şey demişti, ‘Ben siyahtan nefret ederim. Ortadoğu’daki tüm kadınlar çarşaflı ve siyah giyiniyor.’ Ben güldüm, siyahı çok severim. Mesela bir cenazeye bej rengi bir takımla, beyaz böyle şık bir takımla gidebilecek kadar aykırıydı. Sakine aynı zamanda geleneksel statüleri hiç hesaba katmadan, tokat vurup onları parçalamış, farkındalık yaratmış aykırı kadınlardan biridir. Geldiğimiz o küçük coğrafyada birçok kadına örnek olmuş kadınlardan biridir. Hatta erkeklere bile örnek olmuş kadınlardan biridir. Sakine’nin en önemli özelliklerinden biri hiç tökezlemeden büyük bir direnişçi, doğal bir önder olmasıdır. Onun o direnişçi ruhu belki bizde yok. Mesela ben katlanır mıydım, bilmiyorum. Katlanmazdım belki. Sakine idealleri uğruna gitti. Bunlar çok önemli özellikler, çok ciddi özellikler. Bunlar çok az insanda bulunan özelliklerdir. Böyle bir Sakine işte.      
 
*9 Ocak 2013'te yani 8 yıl önce Sakine yol arkadaşları Leyla Şaylamez ve Fidan Doğan ile birlikte Paris'te katledildi. Katliamın ardından başta Kürtler olmak üzere tüm dünya adeta isyan bayrağını yükseltti. Sakine toplum üzerinde nasıl bir etki bıraktı ki herkes onun için ayaklandı?
 
Aslında Sakine ötekilerin yüzüydü, birikmiş bir öfkeyi patlattı. Kadınların öfkesini patlattı. Devletin halka uyguladığı, Kürt ulusuna uyguladığı öfkeydi o patladı. Sıradan bir köylünün, sıradan bir insanın işkence altına alınışıydı. Bu sele dönüştü. Herkes öfkesini Sakine ile dile getirdi. Belki birtakım bedeller ödenmesi gerekiyor. Bize acı veriyor, kabullenemiyoruz ama bedeller ödenmeden demek ki bir şeyler yerine getirilemiyormuş. Bu mu acaba bu bedel dedikleri şey? Sakine az önce de belirttiğim gibi Kürdistan’ın dört parçasında çığlık oldu, bir patlama oldu. Özellikle kadınlar üzerinde, kadın kimliği üzerinde kadınların kendilerini var etmesiydi. Bir kadın hareketine dönüştü. Bu sadece Kürdistan’da değil, Türkiye sol sosyalist hareketlerdeki kadınları da etkiledi. Onların da söylemlerini etkiledi. Ciddi bir çığır açtı, özellikle kadınlar açısından. Sakine Kürt ulusu, azınlıklar ve ötekilerin yüzüydü. Dersim coğrafyasında belki 1938’den bu yana yaşanmış acıların toplamının bir patlamasıydı. Bir gözyaşının dökülmesiydi. Paris’ten itibaren, İstanbul, Amed, Dersim ve dünyanın dört bir yanına yayılan Sakine ve yoldaşlarının ölümü, 1960 yılında Dominik Cumhuriyeti’nde Mirabel kız kardeşlerin ölümüyle çok benzeşir. Onlar Latin bölgesinde bütün kadınlara ve bize, kendi coğrafyamızda dokundular. Sakine de 21’inci yüzyılda Kürdistan’da 1978’den bugüne kadar kesintisiz mücadele etmiş, hiç tökezlemeden ne olursa olsun kararlılığıyla, duruşuyla yoluna devam etmiş.
 
Ve bu 3 kadının ölümü Dominik Cumhuriyeti’ndeki 3 kadının ölümüyle çok benzeşiyor. Rosa Lüksemburg’un ölümüyle çok benzeşiyor. Türk devleti, bütün katliamcılar, faşizm, emperyalizm, bütün iktidarlar önce kadınlar üzerinden vurur. Çünkü kadınlar onlar için büyük bir tehlike. Sakine onlar için bir tehlikeydi. Birçok kimliğiyle tehlikeydi. Bir sürü azınlık kimliğini barındıran, onların arkasında duran, sosyalist ve kendi mücadelesi kendi inançları uğruna mücadele eden, kadın kimliğiyle mücadele eden, bunu özümseyen, yol alan bir kadındı. Bu anlamda tehlikeliydi. 12 Eylül sonrası Türkiye’de, yurt dışında, diğer coğrafyalarda öldürülen devrimciler gibi Sakine de bilinçli bir hedefti ve katledildi. Halk onu severek, kendi acılarıyla buluşturup sahiplendi. Özellikle kadın hareketinin dirilmesinde kendini var etmesinde ciddi bir bedeldi bu.    
 
* Sakine cezaevinde görkemli bir duruş sergiledi. Ve Türkiye'de bir ilke imza atarak cezaevinden firar eden ilk kadın oldu. Cezaevi sürecini biraz anlatır mısınız? İşkenceye karşı direnen Sakine nasıl bir ruha sahipti?
 
“Sakine’nin direnişi örnek bir direnişti ve inanılmaz bir şeydi. Empati kurduğumuzda ‘Var mı böylesi?’ dedirten bir direniş. Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında elbette onun gibi direnen onlarca insan olmuştu. O da onlardan biri oldu.”
 
Sakine’nin ilk yakalandığı yıl Türkiye’deydim. 12 Eylül sonrası zaten yoktum ama sürekli halam ve tabi ki ağabeyleri ile kontak halindeydik. Onun direnişinden haberdardık. Kendi özel koşullarımdan dolayı ne yazık ki cezaevine gidemedim ama kartlarını alıyorduk. Hatta birkaç kez öldüğü yönünde haberler geldi. Açlık grevleri döneminde Avrupa’da, 1982 yılındaki açlık grevleri ve Dörtlerin yakılma direnişleri döneminde Avrupa’da çok büyük bir açlık grevi eylemi yapıldı. Hatta Hollanda’dan da bir heyet Diyarbakır’a cezaevine gitti. Bu çok büyük bir eylemdi. Halamın çektiği eziyetlerden, küçük kardeşlerinin cezaevi kapılarında beklemesinden kaynaklı dolaylı olarak haberdardım. Bire bir gittiğim söylenemez. Ama direnişini hepimiz biliyorduk. Farklı siyasal kesim biliyordu, insanlar biliyordu, kadınlar biliyordu, Dersim halkı biliyordu. Sakine’nin direnişi örnek bir direnişti ve inanılmaz bir şeydi. Empati kurduğumuzda ‘Var mı böylesi?’ dedirten bir direniş. Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında elbette onun gibi direnen onlarca insan olmuştu. O da onlardan biri oldu.         
 
*Geride kadınlara nasıl bir miras bıraktı?
 
Sakine ardından kadınlara bir direniş, kendine özgüven bıraktı. Kadınlara bağımsız hareket etmeleri gerektiğini öğretti. Sakine, sosyalist kimliğini, feminist kimlikle, kadın kimliğiyle buluşturarak hareket eden kadınlardan biridir. Kadınlara ciddi bir miras bıraktı. Kadınların bu tabuları, erkek egemen sistemini yıkmaları konusunda onlara cesaret verdi. 6 bin yıllık tarihi Sakine kadınlara bir cesaretle sundu ve gitti. Bunu bedeliyle ödedi ama müthiş bir şey. Kadınlar şimdi ayakta ve her coğrafyada onu doğruluyor.
 
*En son ne zaman ve nerede görüştünüz? O zaman sizinle konuşurken nelerden bahsetti?
 
Sakine ile ara ara görüşüyorduk. Hollanda’da tabi görüştük, bir kez de Almanya’da görüştük. Tesadüfen oldu o. Almanya’daki görüşmede bir kadın toplantısı, faaliyetim vardı. Hatta ayaküstü onu konuşmuştuk, çok sevindiğini söylemişti. Bana PAJK’tan bahsetti. Onların örgütlenmesinden bahsetti. Cidden sevindim buna. Hatta ‘Yazılarını vereyim, toplantılarına gel’ dedi. Bana çok ilginç gelmişti kadınların ayaklanması. Bağımsız bir oluşum çok ilgimi çekmişti. Ben kadın mücadelesinin ortaklaştırılmasından yanayım. Öyle düşündüğüm için bana çok sıcak geliyor. Sonraki dönemde, katledilmeden birkaç ay önce, benim evimde (Hollanda’da) görüştük. Arkadaşsız geldi. ‘Biz bize, kendimizi konuşalım’ dedim. ‘Tamam’ dedi. Geldik böyle çılgınca dedik bir takılalım. Çıktık, yakın bir kente gittik. Cafede oturduk. ‘Şarap içelim mi?’ dedim. ‘Sen iç ben çay içerim’ dedi. ‘Hayır, ben zaten yalnız şarap içmem’ dedim. Ben de öyle çok şarapçı biri değilim ama severim sevdiğimle bir kadeh içmeyi. Ama biraz daha ısrar etseydim olurdu sanki beni kırmamak için. Keşke etseymişim. Sonra birlikte biraz aileyi konuştuk. Tabi en önemli konu, kendimizi konuştuk. Devrimci ve sosyalist hareketlerde kadınların durumunu konuştuk. Sakine çok inançlıydı. Çok uzağa bakardı. İnanılmaz fazla iyimserdi. Özellikle kadınlarla ilgili söylediklerine yüzde yüz inanmamakla birlikte çok heyecanlanıyordum. Bizi en çok heyecanlandıran ortak konu buydu. Biraz da ailemizi çekiştiriyorduk tabi.
 
Sakine katledilmeden çok kısa bir süre önce hatta birkaç gün önce buradaymış. (Hollanda’da) Bunu, evinde kaldığı arkadaşları söyledi. Arkadaşları ‘Nurcan’a gidelim’ demiş o da dönüşte geleceğini söylemiş. Zaman darlığı olduğu için tereddüt etmiş. Birkaç ay öncesinde bindirdim trene. Telefonu da bende var. ‘İndin mi, bindin mi, tamam.’ Ama tabi pişman olduğum bir şey var. O kadar oturduk, elimizde akıllı telefonlar var ve hiç resim çekilmeyi teklif etmedim. Hiç aynı karede bir resmimiz yok. Onu bilinçli teklif etmedim, bilmiyordum ki Sakine başkalarıyla hep resim çekmiş. Onu zora düşürmemek adına yaptım bunu ve çok hayıflandığım bir şey. Yaşamına baktığımda inanılmaz disiplinli, inanılmaz temiz biri. Mesela sabah saat 5.00’da kalkar, alır başını yürüyüşe giderdi. Ben ‘Kaybolursun, bir bellek tut kendine’ derdim. O da ‘Tuttum merak etme’ diyordu. Her şeyi çok düzenli, programlı bir insandı. Zarif bir kadındı. Kadın gibi kadındı.
 
 “Ben şal takmıştım. Birlikte gidiyoruz, ‘Şalın çok yakışmış’ dedi. Ben boynumdaki şalı ona verdim. ‘Hayır, o sana daha çok yakışıyor’ dedi. Anladım ki Sakine şal seviyor. Biz birbirimizin neler sevdiğini, nelerden hoşlandığını ne yazık ki bu kadar ayrılıkta bilemedik.
 
*Gerçekleştirmek istediği bir arzusu var mıydı? Varsa neydi? En çok ne yapmaktan hoşlanırdı?
 
Sakine, aile çevresine ve herkese şunu söylerdi; ‘Dersim’e dönün.’ Sakine bir Dersim sevdalısıydı, Dersim’i çok özlerdi, dağlarını çok özlerdi. ‘Herkes dönmeli.’ Hatta biz bunun muhabbetini çok yapardık. ‘Sakine, bunlar dönmez ya’ dedim. ‘Dönseler kendi topraklarına, orada yaşasalar ne güzel olur.’ Bu bir hayaldi gerçekten ama ‘dönmezler’ dedim. Her zaman bir Dersim özlemi var. Bu Dersimlilerde biraz var ama onda daha fazla vardı. Dağlara özlemi vardı onun. Herkesi, o kente gitmesi için teşvik ederdi. Bir de Sakine’nin çok özel, çok şaşırdığım bir özelliği var. Çok uzun yıllar önce buraya gelmiş. Farklı kesimleri de almış, bazen grileşmiş, hiçbir bireyi ayırmadan herkesle görüşmüş. Böyle bir şey olabilir mi? Tam bir kitle kadını. Böyle bir şey, örgütçülük herhalde budur. Bu çok güzel bir özellikti onda. Sorardı, giderdi görüşürdü. Şaşırırdım. Ayrıca Sakine’nin en büyük özlemi bağımsız bir Kürdistan özlemiydi. En büyük özlemi buydu, bu uğurda gitti zaten. Özel olarak Sakine neyden hoşlanır? Çok basit bir örnek vereyim. Ben şal takmıştım. Birlikte gidiyoruz, ‘Şalın çok yakışmış’ dedi. Ben boynumdaki şalı ona verdim. ‘Hayır, o sana daha çok yakışıyor’ dedi. Anladım ki Sakine şal seviyor. Biz birbirimizin neler sevdiğini, nelerden hoşlandığını ne yazık ki bu kadar ayrılıkta bilemedik. Bu duygularımızı paylaşma vaktimiz ve zamanımız hiç olmadı. Hayat bize bu şansı hiç tanımadı ne yazık ki. Evdeki hareketlerinden, davranışlarından ortaklaştırdığımız bazı şeyler çıkıyor ortaya. Belki de genetik nenelerimizden, halalarımızdan geliyor. Bazen birbirimize benzeyen ortak özelliklerimiz çıkıyordu. Ama detaylar noktasında hayat bize bu şansı tanımadı maalesef, çok fazla bilgimiz olmadı. Bunlar da keşkelerimiz arasında.  
 
*Katliamın yıldönümünde neler söylemek istersiniz?
 
“Sakine’yi birçok azınlık kimliğiyle vurdular. Önce kadınları vurdular, Sakine’yi, Sakine’nin arkadaşlarını vurmakla. Alevileri vurdular, Kürtleri vurdular, ötekileri vurdular. Dünya çapında muhalif olan, öteki olan yüzleri öldürdüler.”
 
Şunu söyleyeyim, çok özlediğim biri. Varlığı çok güzel. Farklı yerde bile olsa yaşanması, varlığı çok güzel bir güç. Bu katliam planlı bir katliamdı. Türk devleti ile el ele verilen, örgütlü, planlı, programlı bir katliamdı. Sakine’nin seçilmesi asla tesadüf değildi. Sakine’yi birçok azınlık kimliğiyle vurdu. Önce kadınları vurdular, Sakine’yi, Sakine’nin arkadaşlarını vurmakla. Alevileri vurdular, Kürtleri vurdular, ötekileri vurdular. Dünya çapında muhalif olan, öteki olan yüzleri öldürdüler. Bu yeni bir katliam değildi. 12 Eylül sonrası ve hatta Osmanlı döneminden bugüne, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana bütün katliamların içerisinde kadınlar her zaman öndeydi. Sakineler de bu katliamlardan ayrı değildir. Elbette ki çok ters tepti. Belki şunu hesaplayamadılar, Sakine ve arkadaşlarının ölümü birçok coğrafyada kadınların ayaklanmasıydı. Azınlıkların ayağa kalkmasıydı. Bunu hesaplayamadılar bence. Bu kadar insan korkusuzca ayaktaysa düşman ve onları katledenler de bunun hesabını yapamadı. 12 Eylül sonrası yurt dışında sosyalistlere, devrimcilere, azınlıklara, muhaliflere yönelik yapılan katliamın bir devamıydı Sakine’yi katletmeleri. Dolayısıyla beklemedikleri bir kıvılcım tüm bozkırı tutuşturdu misali oldu.